Harmanalan’ın harmanları… (GüneyBursa Ağustos-Eylül Sayısı)
-yunus emre coşan-
Çamurlu çapaklı Uzunöz yolculuğundan sonra Keles’in beri yakasındaki köylerin birinden – Harmanalan’dan- davet alıyoruz. Bu kez yaz kendini iyice belli ediyor. Çamur yerine hafiften havalanan toz parçaları var. Küçükkovacık ve Akçapınar’a el sallayarak köye ulaşıyoruz. Aradan geçen Keles deresi vadisi ile bu köyleri de ayırmış birbirinden. Bıyıklıalan’da bisiklete binen birkaç çocuğa gülümseyerek Harmanalan’a ulaşıyoruz. Köylüler mezarlıkta toplanmışlar temizlik yapıyor. İçlerinden kimisi ölmüşlerin ruhuna dualar okurken kimisi kendisini görüyor mezar taşlarında…
Köy topraklarına kurulan kömür işleme tesisleri öncesinde köylülere iyi bir iş sahası olmuş.
Ancak daha sonra yabancı işçilerin alınması ve emeklilikle birlikte köye zararı olmuş. İşletmede çalışan Sadettin Bayındır: “Emekli olanların hepsi Bursa’ya ev yapıp köyü terk etti” diyor. Sözün özünde toprak köylüsü olmadıkları için köyde sürekli kalanların 30-40 hane civarında olduğunu söyledi.
Köyde çok fazla betonarme bina yok, terk edilmiş ahşap binaların çokluğu göze çarpıyor. Linyit işletmesinde çalışanlardan Mehmet Aydemir, Ahmet Sevim, Recep Doğdu da zaman zaman köye geldiklerini söyleseler de eskiden olduğu kadar köye vakit ayıramadıklarını biliyorlar.
Sonra Harmander Başkanı Serkan Doğdu ve Sadettin Bayındır ile köyü geziyoruz. Köylünün birkaçı mezarlığa gitmemiş. Başkan bu noktada sitem ediyor: “Ne olur yani bir günlerini ayırsalar, biz Bursa’dan geliyoruz onlar köyden yanımıza gelmiyorlar…”
Atıl durumda olan türbeleri, eski camiyi, köy odası yapılması düşünülen evi ve çamaşır yıkanılan çeşmeyi geziyoruz. Her birinin duvarlarında ağlamaklı izler bulunuyor. Köyün içine doğru yürürken ardımızda kalıyor linyitin tozu dumanı… Tıpkı ardımızda kalan hatıralar gibi.
Çocukları görünce seviniyorum. Köy bakkalını mesken tutmuşlar. Köyde çok fazla kalmayacaklarını kestirebiliyorum.
Yeni caminin önünde servi ağaçları kadar temiz ve onlar kadar hatırlı dedelerin elini öptük. Dillerinden dökülen ‘hoş geldiniz’ cümlelerine ‘hoş bulduk’ derken aceleciydik…
Cami temelinden bulunan antik taşlara elimizi sürerek ekmek yapan annelerin yanına gittik. Fotoğraf makinesinden çekinen köylü teyzelere burada da rast geldik. Çok fazla oyalanmadık.
Fırından önce çıkan pidelerin komşulara dağıtılması gibi keyiflendik. Ekmekler henüz hamurdu ve ellerde yuvarlanıyordu. Kokusunu duyamadık.
Gözleme yapanların arasında helva karanları gördük.
Sonra aklımıza geldi Keles’in helvasını karanlar… Samimi helvaların karılmasını çok özlemişiz bunu Harmanalan’da hatırladık.
Derken konuşulan termik geldi aklıma. “Ne düşünüyorsunuz başkan” dedim… Köyde kullanılmayan araziler var, buralara yapılacaksa buyursunlar yapsınlar bizde yapımında yardımcı olalım. Ama köyü kaldıracaklarsa kusura bakmasınlar, aç kalacak değiliz ya varsın yapılmasın…”
Nereye gitseniz durum aynı: Bir taraf yapılırken bir taraf yıkılmasın. Azalan köy nüfuslarıyla içimiz acırken bir de köylerimizden olmayalım… Düz arazilerden çıkarken her birine umutla baktık; geçmişe, geleceğe ve şimdiki haline… Veda ettik Harmanalan’ın harmanlarına…
“kaynak gösterilerek alıntlanabilir. GüneyBursa Ağustos Eylül”
Benzer yazılar:
- Uzunöz’ün Çoban Çocukları / GüneyBursa Dergisi DağDer’in ilk sayısı çıkan dergisinde yayınlanan yazı… www.guneybursa.org Uzunöz’ün Çoban...
- GüneyBursa Mart 2011 GüneyBursa Mart 2011 (22.) sayısı çıktı. Bu sayıda; Başkan Erkan...
- GüneyBursa Dergisi Şubat 2011 GüneyBursa Dergisi Şubat 2011 sayısı çıktı. Bu sayıda; *Başkan Erkan...




Son Yorumlar