«

»

Kas
07
2010

Göyüs Satan Dükkan

Belki de market demeliydim. Çünkü Çıldır için bu yer büyükçe bir market. İçinde envai çeşit ürünün bulunabileceği kaz tüyü, kuş sütünden anlamayanlar ve onları istemeyenler için oldukça geniş kapsamlı bir yer. Bunları anlamayanların yanında “bu ürünlerle işim olmaz” diyenler için de öyle… Hasılı küş tüyü gibi marjinal şeyler dışında çoğu şey mevcut…

Ama bu markette bir gariplik var. Göğüs yazacağı yerde camına göyüs yazmış. insan işkillense de “sosyal bir mesaj mı?” diye aklından geçirmiyor değil.

Nazik adımlarla markete doğru yaklaştığınıza vuvv sesiyle açılan otomatik kapı karşılıyor sizi. Sağ tarafından biraz buruşmuş yeşil soğanlar ile günü geçmek üzere olan Trabzon hurmalarını görmeniz de mümkün. Bu yazıyı bir yayın organında yayımlatmaya da niyetim yok. Burada olması yeterli belki de artık bunları günlük kategorisinde değerlendirmeliyim.

Marketi gezerken “göyüs”lerin yanına gittim. Bildiğiniz tavuk göğsü ama burada Türkçe biraz daha düz işliyor. Tıpkı bana okuldaki hizmetlinin “gomutan” demesi gibi…

Yanımda Selim gomutan ile Mustafa gomutan da vardı. Onlarla markete hayırlı olsun dileklerimizi ilettik. Az ileride soğuk Çıldır akşamında köpeklerle oynayan çocukları gördük. Çocukların köpeklere bizim okulun köpekleri diyerek iddialaşması soğukta neden üşümediklerini de gösterir gibiydi.

Yoksa bize sorsan “it bağlasan durmaz” diye bir tabiri dile getirirdik çoktan. Burada bir de elde telefon şarkı dinleyerek giden gençliği görmek mümkün.

Bir tanesine: “Senden ses çıkıyor dedim.” Kazağını çekiştirip uzatıp elini soğuktan saklamış ve muhtemelen de telefon var.  Kazağın içindeki eliyle bir işaret yaptı. Bana hareket mi çekti yoksa elimde telefon mu var demek istedi. Doğrusu anlayamadım. Ama oldukça iyimserim ki telefonu işaret ettiğini düşünüyorum.

Zaten karnımı da kokoreççi de köfte ekmek yiyerek doyurmuştum. Zira kokoreçi en son Çekirge Meydan’daki bir kokoreççi de yemiştim. Saat epey geçti. 02.00 suları falan. Güya Bursa’nın en iyi kokoreççilerinden biriymiş. Çeyrek istemiştim. Onu bile yiyemedim. Anladım ki kokoreç bana göre değil.

Çıldır güzel yer farklılığını hissediyorum. Beni Bursa’ya kadar götürüyor anılarımda. Küçük köprüsünden geçerken geceleri kaz pislikleri kokuyor. Bir de bacalardan çıkan neyin dumanı oldğunu bilmediğim karaduman. Muhtemelen tezek, lastik, kömür karışımı; boğazı, genzi yakan burnu sızlatan bir karbonmonoksitvari bir gaz.

Epey üşüdük, epey gaz soluduk… Epey burnumuzu sızlattık. Tarkan’ın son zamanlarda dilime dolanan şarkısıyla yürüdük.. Bazı bölümlerini uydursam da anlamasam da kulağa hoş geliyor:

“ben o şelale saçlara
o ay, o hilal kaşlara
o süzme bal dudaklara
öp öp öp öp doyamadım. ” şalaşulala saçlara… lay lay lay lay…

Göyüs satan dükkan unutmayacağım seni…

Benzer yazılar: bulunamadı.

Bir Cevap Yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>