«

»

Nis
03
2011

Kışın Üşütmeyen Yüzü; ULUDAĞ

Güney Bursa Mart 2011 sayısı – Yunus Emre Coşan

Uludağ… Hayallerimizin dağı, umutlarımızın arka yüzü… “Hep parlayan” Olympos’un öyküsü…  Tanrıların ve Tanrıçaların dağı. Anadolu insanının yürekli sesi. Nice destanlar yazıldı senin adına, nice fakirin umuduna gebe oldun. Kimi zaman Manastır kimi zaman bir keşişe yoldaş oldun.

Uludağ’ın öyküsü Milattan öncesine Luviler’e kadar uzanır. O günden bugüne de hep ulu isimlerle anıla gelmiştir.

Tarih’te birçok medeniyette de görkemli, aşılmaz dağlar Tanrılarla bir anılır ve onların yurdu sayılırdı. Dağlar salgınların, doğal afetlerin, eşkıya baskınlarının da koruyucusuydu. Yunan mitolojisinin yazdıklarına göre Olympos’ta Zeus ile birlikte 12 Tanrı daha bu dağı mesken tutmuştu.

Elbette Anadolu’da 20’den fazla olympos olarak bilinen dağ var. Ancak Halikarnas Balıkçısı olarak billinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya göre Uludağ bu dağların en yücesi.

Tarihin en güçlü uygarlıkları da hep dağları yerleşim olarak seçmişler. Uludağ ise Mysalılar ile Bitinyalılara kapılarını açıyor. Saturnino Ximenez’den öğrendiğimize göre bu iki uygarlık dağı paylaşamazlar ve aralarında savaşlar çıkar. Bundan dolayıdır ki dağın Bursa kısmı Bitinya Olimpi, Güneye yani dağ yöresine bakan kısmı ise Misi Olimpi olarak anılır.

“Işık Ülkesi” olarak dağa yeni bir isim veren Mysiyalılar Dağ Yöresi’nin de kutsallığını ve bilgi birikimini o günlerde ortaya koymuşlardır.  Oysa Bursa’nın kuruluşu birçok kaynakta Bithynia Kralı 2. Prusyas’a uzanır. Yazılı olarak da ünlü coğrafyacı Strabon Romalılardan kaçan ve Prusyas’a sığınan Kartacalı Hannibal’ın Olympos eteklerinde bir şehir kurduğunu yazar. Kartaca M.Ö 814 yılında Tunus yarımadasında kurulmuş bir Fenike kolonisidir. Bursa’yı ise Prusyas’a bir teşekkür etmek sebebiyle kurduğu söylenir.

Dolayısıyla şimdilerde Büyükşehir Belediyesinin gün yüzüne çıkarmaya çalıştığı Bursa Surları da Bithynia uygarlığına kadar geçmişe sahiptir.

2543 metre yüksekliği ile Kuzey-Batı Anadolu’nun en yüksek noktasını oluşturan Uludağ, dağcıların, doğa severlerin, kayak tutkunlarının, botanikçilerin, yürüyüş severlerin de ilgi odağıdır. Uludağ, 1961 yılında “Milli Park” ilan edilmiştir. Alanı 12.762 hektardır. Uludağ Milli Parkı, kayak sporları merkezi olmanın yanı sıra, yazın sayfiye ve mesire yeri olarak bilinen önemli bir turistik merkezdir. 1500 – 1600 metre yüksekliklerde Kirazlıyayla ve Sarıalan yaylaları enfes doğası ve bitki örtüsüyle yaz-kış Anadolu’nun en güzide alanlarından birini oluşturmaktadır.

Eskilerin katırlarla, at ve eşeklerle yaptıkları Uludağ yolculukları şimdilerde günümüz teknolojisi ile daha kolay gerçekleşiyor.

Atatürk’ün de hatıralarında kuru ekmek ve Uludağ suyunu pek beğendiği hatta Salih Bozok’a “buraya bir köşk yapalım” dediği aktarılır.

Uludağ ilham kaynağıdır şairine, şiirine… Umuttur Güney Bursa’ya… Koruyucusudur onun. Dağ yürekli Anadolu insanının haykırışıdır kente. Zenginliktir diğer adı; Keşiş olduğu kadar. Keşfetmektir hayatı. Yaşamaktır Yörüklüğünü doyasıya. Dağ köylüsüdür devletini seven. “Başımızdan eksik olmasın” dır serzenişliği…

Ahmet Zekai Yıldız’da şiirdir. Türküdür Menteşeli Cengiz’de. Kültürün merkezidir Uludağ, ısıtır içimizi.

Biz de çok severiz kendisini. Yaşamışlığımızdır çünkü.  Ne demiş Ahmet Zekai: “Nilüfer susuz, Uludağ karsız olur mu hiç?” Yörük sevdasız, yarsız Bursa’sız olur mu? diye de ben ekleyeyim.

Ulu/dağ

Ben ulu bir dağ olaydım,

Sen keşişlememden esen rüzgar…
Kov başımdan derdim,
Al başımdan kara bulutlarımı…

Sen eksik olma lodosum.
Aşk buzullarımı eritiyorsun.

Poyrazımda zalim olsan da razıyım,
Üşüt beni.

Nilüfer susuz
Ulu/dağ karsız olur mu hiç?

Her sonbahar kar ısmarlardım karayelime.
Mutlaka..

Şöyle yamacımdan da esiver arasıra.
Sağ yanımda münker
Solumda nekir ol da sor bana.
Asırlara sığmayan sırlarımı,
Acıları,
Açlıkları,
Ölümleri,
Ayrılıkları,
Vefasız kalp hırsızlarının
Üç-beş kuruşluk
Aşk cinayetlerini gördüm sor bana..

Sevgili Bursa,
Empati bu ya! .
Ben ulu bir dağ olaydım,
Örneğin Uludağ…

Taşıyamazdım bunca hengameyi.
Volkan olur püskürürdüm
Neyim var neyim yoksa
Dökerdim içimi ovalarına.

Ahmet Zekai Yıldız

Bize umut oldun, aş oldun, kar oldun, kış oldun. Ama hiç karakış olmadın. Senin gülen yüzün, aydınlık yüzün. Arka yüzün… Ne dersen de…  Çam ormanlarınla, kestane, gürgeninle… dağ yalnızlığınla çok sevdik. Seninle ısındık. “Tekesini yitirmiş dağlı gibi” [1]kimi zaman çok aradık seni…

Çünkü sıcakta üşüdüğümüz zamanlar öylesine çoktu ki…


[1] Ahmet Zekai Yıldız Yörük şiirinden…

 

Benzer yazılar:

  1. Uludağ Üniversitesi 5. Tiyatro Festivali Uludağ Üniversitesi Tiyatro Topluluğu tarafından bu yıl 5.’si düzenlenen tiyatro...
  2. Keles’in Sıcak Yüzü; Ersan Özdemir Keles Güncel Mart Sayısı Söyleşi : Yunus Emre Coşan Keles’in...
  3. 40 yıl önce Uludağ yamaçları 40 yıl önce Uludağ yamaçları – Dağ-Ses 1960 yılların 2....
  4. Keles-Tepel bölgesini ikinci Uludağ yapabiliriz Ayşe Aygör yazıyor… Yeni Dönem Gazetesi Politikacılar seçim dönemimde dağ...

Bir Cevap Yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>