
Bu satırları sana Uludağ’ın arka yüzünden yazıyorum. Biliyorum çok uzak değiliz birbirimize. Umutsuz da değilim hani. Çünkü yıllanmış acıların ve henüz işlenmemiş bir kültürün ortasında kalmak umutsuz olmayı gerektirmez. Bilakis acı umudu tetikler, kültür sevdaların en güzelini resmeder.
Senden ricam bu mektubu, yeşilin hissedilen en güzel tonlarını barındıran çam ağaçlarının altında Ulucami’nin görkemli minarelerini karşına alarak Çelebi Mehmet ve Emir Sultan’ın hatıralarıyla birlikte oku.
Bursa’yı çepeçevre saran bir sonsuzluğun içinde tüm zamanların güzelliklerini de yanına alarak ışıklı kubbelerin inanılmaz hafifliği ve hızlı yaşamanın tuhaf kargaşasını da koy omuzlarına. Irgandı Köprüsü’nden akan en berrak sularla yarışırcasına kirlenen hayatı kendi benliğinde yaşa.
Çok zamandır gelemiyorum yanına. Oysaki Holofira’nın Nilüfer Hatun oluşundan bu yana en kutsal ezgilerini yüreğimde taşıyorum. Tıpkı Nilüfer Çayı’nın sonbahar yapraklarında temizlenip barajlarını doldurması gibi, sürüp gelen bir tarihin en temizini dolduruyorum sana.
Bursa… Sen var ya… Atıl acıların kenti Guernica kadar dik duruşlu ve Kurtuba kadar kutsal şehirsin bizim gözümüzde…
Antik mutluluklarımızı seninle tattık. Mermer sütunlarından öğrendik parmaklarımızla temizlediğimiz tozlu tarihini. Hannibal’dan gelen vefanı, dürüstlüğünü ve merhametini nasıl anlatsam bilmiyorum. Hepsi bir yana Kara Osman’ın memleketisin. Edebali’nin fikirleriyle beslenen yüce İmparatorluğun başkenti şimdi hatıralarını tüm caddelerinde, göğe uzanan kubbelerinde, toprağında, erguvanında görmek ne güzel. Ne güzel şimdiki zamanda özlediğimiz tarihi yaşamak… İşte sevgimin özetidir bu sana. Böylesi bir zamanda beni anılarınla yaşattığın için ne kadar övsem seni az ne kadar sevsem yetersiz kalır.
Çünkü seni sevmek ecdadı sevmektir. Özlemektir uluorta bir yerlerde mehteran sesini. Özlediğimiz an duymaktır Ulucami bahçesinde kerrenay sesidir kulağımızda yankılanan. Fıskiyelerde uzanan Orhan ve kuruluş devrinin en yüce nağmesidir bizi sana yakın tutan.
Gözlerimi kapayıp hayal ediyorum seni. Rüyalarıma giriyorsun nicedir. Mesela Altıparmak’tan geçtik dün ve önceki gün. Heykel’de gençtik Muradiye sırtlarında kulağını çınlattık. Tophane’den baktık savaşa hazırlanır gibi. Ve surlarında domates ekmek yemişliğimiz de oldu bilirsin bizi.
“Çokta gözümüz” yok. Uludağ’ın ardındaki aza tamah edişliğimiz bundandır. Biliriz yokluğunda seninle birlikte yaşamayı. En ışıksız günlerimizde seninle aydınlandık. Sen öğrettin bize yalnızlıklarda kalabalık olmayı. Hiç gücenmedik üçetek giyen annelerimizden. Gözleme açan ellerden aldık unlu çay bardaklarını. Seninle öğrendik koca bir şehir olmayı. Çınar gölgelerinde serinlerken bekledik en güzel Cuma namazlarını.
Şimdi sana hasret ve sana özlem duyan kalbimle yazıyorum bu satırları. Ne olur kendi benliğinde kendine iyi bak bu amansız zamanda.
Burnumun sızladığını hissediyorum uzunca bir aradan sonra.
Sadece şunu diyorum sana: Sonsuz sevgilimizin bizlere bir lütfusun. Bizleri sensiz bırakma. Geçmişimizi, geleneğimizi, ecdadımızı ve duamızı… En güzel sende öğrendik.
Bu yüzdendir ki, hatıralarımızı yenilemeye devam et sevgili Bursa…
yunus emre coşan
Benzer yazılar: bulunamadı.
Son Yorumlar